Ekmek Arası – Charles Bukowski Kitap İncelemesi

“İlgi duymuyordum. Hiçbir şeye ilgi duymuyordum. Nasıl kaçabileceğime dair hiçbir fikrim yoktu. Diğerleri yaşamdan tat alıyorlardı hiç olmazsa. Benim anlamadığım bir şeyi anlamışlardı sanki. Bende bir eksiklik vardı belki de. Mümkündü. Sık sık aşağılık duygusuna kapılırdım. Onlardan uzak olmak istiyordum. Gidecek yerim yoktu ama. İntihar? Tanrım çaba gerektiriyordu. Beş yıl uyumak istiyordum ama izin vermezlerdi.”

Almanya doğumlu Amerikalı şair ve yazar Charles Bukowski ile tanışmam tamamen tesadüfi bir şekilde gerçekleşti. Okuduğum kitaplardan birinde yazar Bukowski’den tek cümlelik kısa bir alıntı yapmıştı. Anlatacak çok şeyim olsa da, anlaşılmak istediğimden emin değilim. Sizi bilmem, ama benim için kelimeleri büyülü kılan şey süslü ve ağdalı bir dilden ziyade, anlatılmak istenin o an ruhuma dokunmayı başarmasıdır. İşte Bukowski’yi tanıma isteğim tam olarak bu sebepten başladı.

Biraz internette gezindikten sonra “Ekmek Arası” isimli kitabında karar kıldım. Eğer siz de benim gibi bir kitaba başlamadan önce hakkında yapılan yorumları okumayı sevenlerdenseniz, – ki şu an bu yazıyı okuduğunuza göre öyle olduğunuzu varsayıyorum – Bukowski hakkında yapılan yorumların çok çeşitli olduğunu fark etmişsinizdir. Onu ya çok seversiniz ya da hiç yaratıcı değil diyerek elinizden bırakıverirsiniz.

Eğer bir kitaptan beklentiniz üzerine uzunca düşünülmüş karakter analizleri, giriş, gelişme, sonuç şeklinde bir hikayeye sahip olması ise Bukowski’nin pek de seveceğiniz bir yazar olmadığını söyleyebilirim. “Ekmek Arası” Henry Chinaski isimli bir karaterin hayatını anlatıyor gibi görünse de aslında Bukowski, kendi hayatını anlatmıştı hikayesinde. Bu kitabı okumak Bukowski’yi tanımak, onun karanlık dünyasında bir yolculuğa çıkmak gibiydi.

Bu kitabında Bukowski, kaleminin tüm ağdasızlığıyla ve samimiyetiyle, içinde kendinden bir şeyler bulanlara onu keşfetmenin heyecanını yaşatırken, diğerlerinde ise korku ve rahatsızlık hissi uyandırıyor.

Reklamlar