Eski Bir Dost

Bugün yakinen tanıdığı bir kabustan uyanarak başlamıştı güne. Çocukluğundan beri onu sıklıkla ziyaret eden, uykularını kan ter içerisinde uyandırarak bölen, her defasında yüreğine anlamsız bir korku salan eski bir dost gibiydi kabusu. Kendini hep bir çocuk olarak, o büyük evin içerisindeki demirden kapının tam karşısında durup, yukarıya doğru çıkan uzun ve dolambaçlı merdivenlere bakarken bulurdu. Bu ev yüksek duvarlarıyla, büyük pencerelerine rağmen nasıl oluyorsa hep karanlık oluşuyla, hiç sonu yokmuşçasına sürüp giden merdivenleriyle bir labirentten farksızdı. Fakat o bu labirentte yolunu bulmayı çoktan öğrenmişti, onu korkutan tek şey karşısına çıkacak kapının ardındakilerdi.

Bir kez daha çıktı sonunu bildiği bu tanıdık yolculuğa. Bu defa bir şeylerin farklı olmasını, belki de bu yolculuğa sonuncu kez çıktığını umarak merdivenlere doğru ilerledi. Birer birer çıkmaya başladı basamakları, o an aklına çocukluğunda dinlediği “koruyucu melek efsanesi” geldi. “Gözlerini kapayıp kendini büyük bir evde hayal et, ileride merdivenler göreceksin. O merdivenlerden yukarı çık, karşında bir kapı olacak. Kapıyı aç, kapının arkasında koruyucu meleğin duracak.” “Benim duvarlarımdan açılan her kapının ardında canavarlar var.” diye düşündü. O esnada bu labirentte aşması gereken ilk kapıya ulaşmıştı. İçeride ne olduğunu biliyordu, derin bir nefes aldı. “İnsanı bilmediği şey korkutur, korkmama ne gerek var.” diye düşündü ve kapıyı açtı. Karşısında upuzun bir duvar boyunca dizili bir sürü oyuncak duruyordu. Orta Çağ’a ait elbiseler giymiş, lüle lüle saçlarıyla oturan güzel porselen bebekler, atlıkarıncayı anımsatan figürleriyle ışıklı bir müzik kutusu ve o. Canlıymışçasına gözlerinin içine baktığını ve onu izlediğini düşündüğü bu korkunç büyük palyaço. “Ne saçma, ben palyaçolardan korkmam ki.” diye düşündü. Bir çocuk gibi göründüğü ve oyuncakların ona dehşet verdiği bu rüyada aslında bir yetişkin olduğunun farkındaydı yine de tüm bu yaşananlar onu bir şekilde korkutmayı başarıyordu.

Birden gözlerini zifiri karanlığa açtı. Kalbi çok hızlı çarpıyordu, kan ter içinde uyanmıştı. Biraz doğruldu ve yatağının hemen yanına bıraktığı telefonuna ulaşmak için eliyle yeri yokladı. Saatine baktı, her defasında olduğu gibi 03.43 ü gösteriyordu saat. Yeniden yatağına uzandı, artık uyuyamacağını biliyordu. Bugün yakinen tanıdığı bir kabustan uyanarak başlamıştı güne. “Ne tuhaf” diye düşündü.

“ Bize korku veren canavarlarımız hep bizimle, içimizde.”

6 thoughts

  1. Selamlar İrem Hanım..
    Ben Cemre edebiyat kurucu ve yöneticisi Burak Adnan..
    Yazılarınıza göz attım ve sizi Cemre Edebiyat&Dergi blogumuzda görmek isterim..

    Beğen

      1. Teklifiniz için çok teşekkür ederim,fakat yoğunluğumdan dolayı şu an için daha fazla yazmaya yetişebileceğimi sanmıyorum maalesef. 🙂

        Beğen

      2. Peki nasıl isterseniz İrem hanım ,Fakat her zaman kapımız açık ,nasıl ulaşacağınızı biliyorsunuz ..

        Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s