Kendimizi Mutluluktan Nasıl Mahrum Ederiz? 

“Hayatta sadece iki trajedi vardır: İstediğini elde edememek ve istediğini elde etmek. İkincisi daha kötüdür.”                      – Oscar Wilde 

Hepimizin yaşadığımız şu ana kadar elde etmeyi gerçekten çok istediği bir şeyler elbet olmuştur. Bu herhangi bir şeyi satın almak gibi maddi, sevilen biriyle bir hayat kurmak gibi manevi de olabilir. İstediğini elde edememek insanda acabalar bırakır. Elde edebilseydim nasıl olurdu? Bir gün yine böyle bir şey elde edebilir miyim acaba? 


Bir de özellikle yeni nesil insanlarda giderek güçlenen başka bir trajedi var: İstediğini elde etmek. Her insan için elde edilen şey zamanla o eski cazibesini, heyecanını yitirir. Heyecan dediğimiz şey istediğimiz şeyin kendisiyle ilgili değildir. Ona giden yolda çektiklerimiz, maceramızdır bizi heyecanlandıran. Fakat bir şeyleri elde etmek, onlara ulaşmak kolaylaştıkça artık heyecan bile duyamaz olduk. Elde ettiklerimiz bizi mutlu etmemeye başladı. Bu da başka soruları doğuruyor. 

“Mutlu bir hayat nelerden oluşur? Hangi hazlar sahiden tatmin edici ve kalıcıdır? Kendimizi mutluluktan nasıl mahrum ederiz?”

Bu soruların cevabını arayarak geçmiş ünlü filozof Epikuros’un hayatı. Her ne kadar onun radikal varoluşsal özgürlük anlayışı günlük hayatımızda uygulanabilmekten çok uzak olsa da, ondan öğrenecek çok şeyimiz var. 

Tüm bu doyumsuz yaşamın bizi sürüklediği tek bir yer var. Varoluşsal can sıkıntısı… 

“Kişi hiçbir şeyde anlam bulamayan, hatta herhangi bir şeyde anlam aramayı dahi bırakmış bir benliğe hapistir.” 

Svendsen’e göre bu can sıkıntısını aşabilmenin tek yolu daha kuvvetli duyguları üst üste ve sürekli artırarak yığmamızdır. 

Bunun için de maneviyata, dostluklara, sevgiye hatta kitaplara sığınmaktan daha güzel bir yol düşünemiyorum. Siz ne düşünüyorsunuz? 

11 thoughts

  1. Ben can sıkıntısı, hastalık gibisinden bizi huzursuz eden ve farkında olduğumuz durumların bizi ele geçirmemesi için üzerlerine kafa yorup onların gücünü bastırmamız gerektiğini düşünüyorum. Biraz açıklamam gerek sanırım. Bir hastalığa kapıldığımızda, canımız sıkıldığında kendimizi sadece bu durumların etkilediği tikel bir parça olarak değil de hemen şöyle karşıdan bedenimize baktığımızda gördüğümüz bir bütün olarak görmemiz gerektiğini yani o an huzursuzluğunu çektiğimiz durumun bizden çok daha küçük bir şey olduğunu ve bizi kontrolü altına almaması gerektiğini, onun farkında olduğum için, benim aklımı alt edemediği için, benden gizli bir iş çeviremediği için onu önemsiz küçük bir parça olarak görmemiz gerektiğini ve bizim daha sığınacak bir ton parçamız olduğunu düşünmek gerektiğini düşünüyorum naçizane bir şekilde.

    Liked by 1 kişi

    1. Çok güzel bir bakış açısıyla yaklaşmışsınız. Epikuros’ta aslında sizinkine yakın bir şekilde düşünmüş, o da soruna veya sonuçlarına tek tek odaklanmak yerine onun yerini başka şeylerle doldurmanın doğru olduğunu savunuyor. Sizin anlattığınız gibi sahip olduğumuz o sorunu küçük görebilmek aslında büyük bir güç, bunun yapılabildiği bir durumda zaten başka bir şeye gerek kalmayacaktır. Sanıyorum ki Epikuros bunun mümkün olmadığı insanlar için onun kapladığı yeri küçük göremiyorsan onu başka bir şeyle değiştir çözümünü bulmuş. Gerçekten de hayatında sevgi, maneviyat veya ilgilendikleri hobileri olan insanlar için sorunlar diğer kişilere göre hep daha önemsiz görünür benim fikrimce de.

      Beğen

      1. Bu durumun alternatifinin bu durumu başka bir şeyler ile değiştirmek olduğu fikri de gayet mantıklı. Farklı gidişat aynı sonuç sanırım. Epikuros’un bu fikrini bilmiyordum, sizden öğrendim ve şu an sevindim vallahi kendimce. Teşekkür ederim.

        Liked by 1 kişi

  2. “Hayaller ve zenginlik adına”isimli bi yazı yazmıştım.Orda bahsetmeye çalıştığım şeyi görür gibi oldum yazınız da.Belki tam manasıyla karşılamayacaktır ama en azından temel kavramlar üzerinde aynı sonuca hizmet ettiğini düşünmekteyim.”Hayal edebilmenin” en büyük zenginlik olduğunu düşünenlerdenim.Herşeye sahip olan bi “zengin”düşünün.Herşeyi yaşadığı için artık hayal etme mekanizması da çalışmaz hale geliyor.Ama diğer tarafta insan zengin olamayacağını bilse bile yatağına hayalleri ile beraber giriyor,kendini iyi hissediyor.Satmıyor kimseye ümitlerini.Boş hırslar yapmıyor…

    Ama bu tabiki de hayatımızda ki dostluk,arkadaşlık,akrabalık gibi temelimizde var olan güzel bağlılıklar sayesinde anlam kazanıyor,olgunlaşıyor.Tamamiyle maddeye yoğunlaşan insan gerçek manada mutluluğun ne anlatmak istediğini anlayamaz hale gelmekten kaçamayacaktır.

    Liked by 1 kişi

    1. Çok fazla maddi şeye sahip olan insanların büyük bir manevi boşluğa düşüp kötü bağımlılıklar edinmeye başlamalarının altındaki sebebin tam olarak bu durum olduğunu düşünüyorum.

      Size katılıyorum, hayal edebilmek bence de çok büyük bir zenginlik. Bence insanın tüm dünyası hayal edebildikleriyle sınırlıdır. Yorumunuz için teşekkür ederim. 😊

      Liked by 1 kişi

      1. Nasıl ki “maddesel ve fizyolojik”bağlamda “Arılar ölürse insanlar ölür”tezi söz konusuysa,manevi bağlamda da “Hayaller biterse,insanlıkta yok olacaktır”…

        O kadar önemlidir bence hayal kurabilmek.Platonik “aşk” yaşamak gibidir.Bi ömür boyu senindir…Kimseye hesap vermek zorunda kalmazsın kurduğun hayal için…

        Bi söz vardır oldukça hoşuma gider…”Ne olmuş büyük adam olamadıysak.Hayallerimizide satmadıkya”…

        Öyle değil mi irem hanım

        Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s