Albert Camus – Yabancı 

Birkaç gün önce okuyacak kitap arayışındayken uzun zamandır açmadığım çekmeceleri karıştırmaya karar verdim ve o esnada eskiden okumuş olduğum kitaplarla karşılaştım.

Önceden okumuş olduğum bazı kitapları aradan yıllar geçtikten sonra yeniden okumak bana hep çok keyif vermiştir. Kitap aynı kitap değil mi yeniden okumanın ne anlamı var diye düşünenleriniz olabilir ama ben hep okuyanın da kitap kadar önemli olduğuna inanırım. Hep derler ya siz ne kadar anlatırsanız anlatın, anlattıklarınız karşınızdakinin anladığı kadardır diye, işte öyle bir şey… Kitap aynı olsa da yıllar içinde değişen benliğimizle kitabın bize anlattıklarının farklılaştığına inanıyorum.


İşte bu yüzden bu seferki eskiye dönüş maceramda varoluşçu edebiyatın en önemli temsilcilerinden Albert Camus’un Yabancı adlı eserini yeniden okumaya karar verdim. Henüz okumamış olanlar için  kitabın konusunu kısaca özetlemem gerekirse bir kişiyi öldürmüş bir adamın işlediği suçtan çok hayat tarzı ve karakteri yüzünden yargılanıyor oluşunu anlatıyor.

Kitabı okurken gereksiz gibi görünen her detayın bile kitabın sonuna geldiğinizde bir anlamı olduğunu fark ediyorsunuz ve tüm kitap boyunca ölümü bile duygusuzca kabullenen Meursault karakteriyle maruz kaldığı ağır yaptırımlar sebebiyle empati kurabiliyorsunuz.

Her okuduğunda insana yeni şeyler anlatan bir kitap olduğunu düşünüyorum. Özellikle yaşadığımız toplumda her birimizin bazen sırf bizden farklı olduğu için insanları ne kadar yargılayabildiğimizi ve dışarıdan gördüklerimizle onları belirli kalıplara sokabildiğimizi düşündükçe aslında bunun ne kadar adaletsiz bir davranış olduğuna da güzel bir örnek teşkil ediyor bu kitap.

Eminim herkesin hayatında onu derinden etkileyen, her okuduğunda yeni şeyler keşfettiği kitaplar vardır. “Yabancı”  benim için onlardan biri… Eğer henüz okumadıysanız mutlaka okumanızı tavsiye ederim.

9 thoughts

  1. Meursault’ın her şeye karşı bu kadar vurdumduymaz olması beni gerdi kitap boyunca.Çünkü benimsenen varoluşçuluk felsefesi daha sempatik işlenebilirdi belki.
    Ayrıca teşekkürler paylaşımınız için bir çok örnek teşkil etti benim gibi bir amatör için.

    Beğen

    1. Haklısınız, başlangıçtan yargılanıp idam cezasına çarptırılmasına kadar Meursault’un tavrı beni de rahatsız etmişti fakat en sonunda onun için gerçekten üzülüp, bu kadar rahatsız edici bir karakter olmasına rağmen empati kurabildiğimi hissettim. Yazarın kaleminin gücünden olsa gerek… 😊

      Liked by 2 people

  2. Karekterin bu tavrı beni de rahatsız etmişti ilk başlarda özellikle annesinin cenazesiyle kaldığı an ve plajdaki adamı öldürürken aslında “yabancı”kendisine yabancıydı, benim gibi o da bir sonraki adımı kestiremiyordu ya da her şeyi yaşamıştı yabancı değildi aslında şu bir gerçekki kendini çok iyi tanıyan ancak bu kadar kendisine ve çevresine yabancılaşabilirdi.

    Liked by 1 kişi

    1. Camus bu kitabında yabancılaşmayı, o dönemki varoluşçular için çok önemli olan saçma(absürt) kavramıyla güçlendirilmiş. Hayatın, dünyanın, insanın her şeyin boş ve manasız olduğunu temsil eden Meursault karakteri abartılı bir şekilde işlenmiş olsa da bence karakterin yaşadığı dram sayesinde okuyucunun empati kurmasını sağlamış Camus. Zaten bu kitabı asıl sevdiren şeyin de bu olduğunu düşünüyorum kendimce. 😊

      Liked by 1 kişi

  3. Yabancı’yı ilk olarak lise yıllarında okumuş, genel olarak kitabı beğensem de bir çok okur gibi Meursault karakterini abartılı bulmuştum. Kitabın başı ve sonu okurun sinirlerini zorlayabiliyor. Annesinin tabutunun başında yas tutmak bir tarafa, sıradan bir akşamüstü gibi fincan kahve eşliğinde sigara tüttürmesinden, mahkemenin verdiği ölüm cezasını anormal bir soğukkanlılıkla karşılamasına kadar sıra gelen olaylar…
    Üniversiteden mezun olduktan, yani bir iki ay önce tekrar okudum Yabancı’yı. Ancak o zaman Albert Camus’un şizoid bir karakteri ne kadar ustaca işlediğini ve edebiyat dünyasına kazandırdığını fark ettim.

    Şizoid kişi, etrafına ördüğü duvarlarla kendisini toplumdan izole etmiş, toplumun gelenek, adet ve duyarlılıklarına karşı adeta kör bir tutum takınmıştır. Bu kişiler çoğunlukla soğukkanlıdır, karşılıklı etkileşimde sınırlı, tekdüze cevaplar ile yetinirler (Bu durumu roman boyunca diyaloglarda görebilirsiniz), sosyal olmaktan çekinmez fakat buna ihtiyaç da duymazlar, kendilerini aileden dahi soyutlar böylece tercih edilmiş bir yalnızlığa çekilirler.

    Şizoid kişinin kısıtlı görünen duygu vurumu ve dış ilişkilerine karşın içinde derin bir dünya vardır, bir çoğu yaratıcı insanlardır ki bu da işin romanda bahsi geçmeyen kısmıdır.

    Beğen

    1. Mersault karakteri rahatsız edici gibi gelse de yazarın bu karakterle çok şey anlattığını düşünüyorum. Yazarın varoluşçuluğun önemli bir tezi olan saçma/absürt kavramını Mersault karakteri olarak yansıttığını düşünüyorum. Şizoid kişi olarak düşünülerek mi yazılmıştır bir fikir yürütemiyorum açıkçası çünkü hakim olduğum bir konu değil. Sadece Albert Camus’un kendi savunduğu değerlerden yola çıkarak yaptığım bir yorum absürt kavramıyla ilişkili olabileceği… Yorumunuz için teşekkür ederim. 😊

      Beğen

      1. Bu naçizane benim yorumumdur, tabii bir kitap hakkında yüzlerce farklı değerlendirme yapmak mümkündür, edebiyatı ve felsefeyi güzel ve özgün kılan da budur zannımca. Ben teşekkür ederim, iyi çalışmalar 🙂

        Beğen

      2. Farklı ve güzel bir bakış açısıyla yaklaşmışsınız. Pek çok kavrama yorulabiliyor olması kitabın bu kadar ses getirmesinin de önemli sebeplerinden biri olmalıdır diye düşünüyorum. Size de iyi çalışmalar. 😊

        Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s